<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<!-- generator="Joomla! - Open Source Content Management" -->
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
	<channel>
		<title>Hizmetler - Söz Hukuk ve Danışmanlık | Trabzon'da Güvenilir Hukuki Hizmetler</title>
		<description><![CDATA[Söz Hukuk ve Danışmanlık, Trabzon'da ceza hukuku, iş hukuku, aile hukuku, taşınmaz hukuku ve arabuluculuk alanlarında uzman avukat kadrosuyla güvenilir ve şeffaf hukuki hizmetler sunmaktadır.]]></description>
		<link>https://sozhukukdanismanlik.com/hizmetler/yuksek-mahkeme-kararlari</link>
		<lastBuildDate>Wed, 19 Nov 2025 19:16:08 +0300</lastBuildDate>
		<generator>Joomla! - Open Source Content Management</generator>
		<atom:link rel="self" type="application/rss+xml" href="https://sozhukukdanismanlik.com/hizmetler/yuksek-mahkeme-kararlari?format=feed&amp;type=rss"/>
		<language>tr-tr</language>
		<item>
			<title>Eski Tapunun Uygulanmaması Ve Hatalı Kadastro Tespiti Sonucu Tazminat</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/hizmetler/yuksek-mahkeme-kararlari/eski-tapunun-uygulanmamasi-ve-hatali-kadastro-tespiti-sonucu-tazminat</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/hizmetler/yuksek-mahkeme-kararlari/eski-tapunun-uygulanmamasi-ve-hatali-kadastro-tespiti-sonucu-tazminat</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Daha önce </span><a href="https://sozhukukdanismanlik.com/hizmetler/yuksek-mahkeme-kararlari/eski-tapu-kaydi-olan-yerden-gecen-kadastroda-hak-dusurucu-sure-yargitay"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: blue; mso-fareast-language: TR;">eski tapu kaydı olan yerden geçen kadastro halinde 10 yıllık hak düşürücü süre</span></a><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"> içinde davanın açılması gerektiğini makalemizde belirtmiştik.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Peki hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açılıp reddedilmesi halinde yada hiç dava açmadan kadastro teknisyenlerinin resmi eski tapu kaydını esas almadan işlem yapmaları nedeniyle hak sahiplerinin devlete karşı tazminat davası açma hakkı olacak mıdır?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Yargıtay’ ın bu hususta verdiği karara göre kişinin eski tapu senedinin kadastro tespiti esnasında gözden kaçırılması nedeniyle zarara uğrayan eski tapu sahibinin tazminat davası açamayacağı yönündedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; margin-bottom: .0001pt; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2022/4778 E., 2022/18811 K. ve 20.12.2022 T. Kararında;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; margin-bottom: .0001pt; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none; margin: 0cm 0cm .0001pt 1.0cm;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Somut olayda; <strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">eski tapu ve zabıt kayıtlarının uygulanmaması nedeni ile hatalı oluşan kadastro tespiti sonucu uğranılan zararın</strong> TMK'nın 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin eldeki davada yapılan yargılamada; Enez Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/51 Esas, 2013/55 Karar sayılı dosya içeriğinden uygulanmadığı iddia edilen tapu kayıtlarının bulunduğu, Çataltepe Mahallesinde yapılan kadastro tespit çalışmalarının 23.08.1994 tarihinde, Yenimahalle kadastro tespitlerinin 23.11.1993 tarihinde, Gaziömerbey Mahallesi'nde yapılan kadastro tespit tutanaklarının ise 24.07.1990 tarihinde kesinleştiği, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde hatalı olduğu iddia edilen kadastro tespitlerine itiraz edilmediği, bu hususun Enez Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/51 Esas, 2013/55 Karar sayılı kararı, davacı beyanları ve anılan dosya içeriği ile de sabit olduğu, 3402 sayılı Kanun'un 12/3 maddesi gereğince <strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açmayarak eski tapu kayıtlarına dayalı mülkiyet hakkını elde etme imkânını kaybeden tarafın, aynı tapu kayıtlarının uygulanmadığı iddiasıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle tazminat isteminde bulunmasının mümkün olmadığı</strong> gözetilerek davanın reddine dair bir kısım davacılar vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal; background: white;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #1a1a1a; mso-fareast-language: TR;">Daha fazla bilgi almak için </span><a href="https://sozhukukdanismanlik.com/file:///C:UsersHasan%20ÖZTÜRKDesktopMakale%201trabzon-gayrimenkul-avukati-arazi-davalari"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #ab9169; mso-fareast-language: TR;">Trabzon taşınmaz - arazi </span></a><a href="https://sozhukukdanismanlik.com/trabzon-gayrimenkul-avukati-arazi-davalari/"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #ab9169; mso-fareast-language: TR;">avukatı</span></a><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #1a1a1a; mso-fareast-language: TR;"><a href="https://sozhukukdanismanlik.com/trabzon-gayrimenkul-avukati-arazi-davalari/"> </a>olarak tarafımıza danışabilirsiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: right; line-height: normal; background: white;" align="right"><strong><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #1a1a1a; mso-fareast-language: TR;">Arb. Av. Seyyid Hasan ÖZTÜRK</span></strong></p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 16:59:42 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Eski Tapu Kaydı Olan Yerden Geçen Kadastroda Hak Düşürücü Süre – Yargıtay</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/hizmetler/yuksek-mahkeme-kararlari/eski-tapu-kaydi-olan-yerden-gecen-kadastroda-hak-dusurucu-sure-yargitay</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/hizmetler/yuksek-mahkeme-kararlari/eski-tapu-kaydi-olan-yerden-gecen-kadastroda-hak-dusurucu-sure-yargitay</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bilindiği üzere kadastro öncesi sebeplere dayalı açılacak tapu iptal tescil davalarında hak düşürücü süre 10 yıldır. Kişinin elinde kadastro öncesinde resmi eski tapunun olması halinde yine bu husus kadastro öncesi sebep mi sayılacak yoksa taşınmazlara ilişkin mülkiyet hakkına dayanarak herhangi bir süreye tabi olmaksızın dava açılabilecek midir?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yargıtay’ ın bu hususta verdiği karara göre kişinin elinde kadastro öncesinden kalan eski tapu senedi olması halinde bu hususun kadastro öncesi sebep sayılacağı ve 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanacağı yönündedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/3593 E., 2024/6597 K. Ve 03.12.2024 T. İlamında;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none; margin: 0cm 0cm .0001pt 1.0cm;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Davacılar vekili; dava konusu Mersin ili, .... ilçesi, .... Mahallesi 3867 ada 3 parsel sayılı taşınmazın <strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><u>19.12.1961 tarihli ve 69 nolu eski tapu kaydı ile</u> toplam 529 m² olarak eşit paylarla davalıların mirasbırakanı...... ve davacıların mirasbırakanı ... ... adlarına kayıtlı olduğunu,</strong> kadastro sırasında 529 m²'nin yarısı olan 264,5 m2 olarak eşit paylarla tescilinin yapılması gerekirken hata ile 763 ada 4 parsel sayılı 262 m² taşınmazın mirasbırakanı ... adına, 763 ada 5 parsel sayılı 293 m2 taşınmazın ise davalıların mirasbırakanı...adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazların daha sonra imar görerek 3867 ada 3 parsele gittiğini ve 206 m2'lik hissenin mirasbırakanları...adına, 230 m2'lik hissenin davalıların mirasbırakanı ... adına tescil edildiğini, davalılardan 12 m2 daha az adlarına hisse tescil edildiğini ileri sürerek <strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">3867 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 12 m²'lik kısmının tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tescilini istemiştir</strong>.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none; margin: 0cm 0cm .0001pt 1.0cm;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none; margin: 0cm 0cm .0001pt 1.0cm;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın 1979 yılında yapılan kadastro çalışmaları neticesinde 763 ada 4 ve 5 parsel sayılı taşınmaz olarak tespit ve tescil edildiği ve tespitin bu şekilde kesinleştiği, 08.10.1998 tarihinde imar uygulaması neticesinde anılan taşınmazların 3867 ada 3 parsel olarak tevhit edildiği, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davanın Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; margin-left: 1.0cm; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; margin-left: 1.0cm; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca <strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><u>ONANMASINA</u></strong>,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal; background: white;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #1a1a1a; mso-fareast-language: TR;">Daha fazla bilgi almak için </span><a href="https://sozhukukdanismanlik.com/trabzon-gayrimenkul-avukati-arazi-davalari"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #ab9169; mso-fareast-language: TR;">Trabzon taşınmaz - arazi avukatı</span></a><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #1a1a1a; mso-fareast-language: TR;"> olarak tarafımıza danışabilirsiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal; background: white;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: right; line-height: normal; background: white;" align="right"><strong><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #1a1a1a; mso-fareast-language: TR;">Arb. Av. Seyyid Hasan ÖZTÜRK</span></strong></p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 16:49:31 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Ruhsat Alma Süresi - Yargıtay</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesi-ruhsat-alma-suresi-yargitay</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesi-ruhsat-alma-suresi-yargitay</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>Ruhsat alma süresi Yargıtay kararlarında belirlenmiştir. Buna göre Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nde ruhsat alma süresi için herhangi bir hüküm yoksa Yargıtay kararları gereğince 6 ay içinde alınması gerekmektedir.</p>
<p>Buna göre makul süreyi 6 ay belirleyen Yargıtay, sözleşme süresi, inşaat ruhsatının alımından itibaren başlıyorsa inşaat süresine 6 ay ruhsat alma süresi ve 2 aylık inşaata başlama süresi ekleyerek hesap yapmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/6306 E., 2018/3024 K. ve 10.05.2018 tarihli kararında;</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">"İçtihat Metni"</span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">....<br>Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</span></p>
<p>- K A R A R -<br>Davacı vekili, müvekkili ile davalı yüklenici arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca müvekkiline isabet eden dairelerin süresinde teslim edilmediğini, dairelerin geç teslimi halinde her bir daire için aylık rayiç kira tazminatı ödenmesinin kararlaştırıldığını ileri sürerek, gecikme tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br>Mahkemece, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından; sözleşmede temel atılmasından itibaren 24 aylık sürede teslimin kararlaştırıldığını, ancak henüz temel atılmadığı ve davacı tarafından davalının temerrüde düşürülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br>Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>Dava, 09.06.2010 günlü arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere, TMK'nun 692. maddesi gereğince, paylı taşınmaz malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi olağanüstü tasarruflardan sayıldığından, oybirliği ile aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır. Öncelikle sözleşme konusu taşınmaz üzerine arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılabilmesi ve yapılan sözleşmenin paydaşları ve yükleniciyi bağlayıcı olması için tüm paydaşlarca ya da yetkili temsilcilerince sözleşme imzalanmış olması veya yapılan sözleşmeye "onay" verilmesi zorunludur. Eldeki davada, sözleşmeye konu 4291 ada 1 parsel numaralı taşınmazın tapu kaydında davacı dışında Yakup Kalalı isimli bir paydaş daha bulunduğu görülmektedir. Bu durumda, mahkemece, bu paydaş ile sözleşme yapılıp yapılmadığı veya mevcut sözleşmeye onay verip vermediği araştırılarak, sözleşmesi veya onayının bulunmadığının tespiti halinde, davacının sözleşmesi geçersiz olacağı ve geçersiz sözleşmeye dayalı olarak gecikme tazminatı istenemeyeceğinden, davanın bu sebeple reddi gerekirken, bu hususun gözden kaçırılması hatalı olmuştur.<br>Öte yandan, taraflar arasındaki sözleşmede, kooperatifin inşaatı temel atma tarihinden itibaren 24 ay içinde teslim edeceği kararlaştırıldığı halde, temel atma, başka bir deyişle, ruhsat alma işinin ne kadar sürede yapılacağı karara bağlanmamıştır. TBK’nun 471/1. maddesi hükmü gereğince, yüklenici edimlerini işsahibinin haklı mefaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Sözleşmede, ifaya başlama süresinin belirlenmemiş olması, yükleniciye keyfi davranma hakkı tanımayacaktır. <strong>Bu durumda, taraflar arasındaki sözleşmenin, yukarıda açıklandığı üzere yapılacak inceleme sonucu geçerli olduğunun tespiti halinde, Dairemizin yerleşik içtihatları gereğince, ruhsat alma işleminin 6 aylık ve inşaata fiilen başlama ediminin de 2 aylık makul sürede yapılabileceği kabul edilmek suretiyle, davalı yüklenicinin inşaatı teslimde varsa gecikme süresinin ve tazminatının belirlenmesi için konusunda uzman bilirkişiden rapor alınarak, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru olmamıştır.</strong></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br>Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.<br>SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Taşkın Yapının Yıkımında Aşırı Zarar Kavramı</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/taskin-yapinin-yikiminda-asiri-zarar-kavrami</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/taskin-yapinin-yikiminda-asiri-zarar-kavrami</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>Yıkımında aşırı zarar oluşturacak yapıların, arsa üzerinden kaldırılması Yargıtay kararları gereğince mümkün değildir. Mevzuatımızda yapının yıkımında aşırı zarar oluşturacak herhangi bir kavrama yer verilmediğinden dolayı Yargıtay Kararları ile aşırı zararın tespiti gerekecektir.</p>
<p> </p>
<p><strong> Yargıtay 14.Hukuk Dairesi 2002/ 8310 E., 2003 / 5747 K. ve 07.07.2003 tarihli kararında;</strong></p>
<p>Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.9.1998 ve 17.2.2000 gününde verilen dilekçeler ile elatmanın önlenmesi ve kal, birleşen davada ise temliken tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; elatmanın önlenmesi ve kal davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine, birleşen davada ise temliken tescil davasının reddine dair verilen 30.5.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</p>
<p>Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal, birleşen dava ise Medeni Kanunun 651.maddesine ( 4721 sayılı Medeni Kanunun 725 md. ) dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.</p>
<p>Davacı, maliki bulunduğu 48 parsel sayılı taşınmaza bina yaparak elatan davalılar N, K ve S'nun elatmalarının önlenmesini ve yapıların kalini istemiştir.</p>
<p>Birleşen davada, davacı S, paydaşı bulunduğu 48 parselde inşa ettiği binanın davalı M'ye ait 49 parsele taşan kısmının tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.</p>
<p>Mahkemece, davacının davalı K aleyhindeki davasının husumet yönünden reddine, davalı N aleyhindeki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne, kal davasının reddine, davalı S aleyhindeki elatmanın önlenmesi ve kal davasının kabulüne, birleşen davada davacı S 'nun davalı M aleyhindeki temliken tescil davasının reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Hükmü davacı ( K.davalı ) M vekili, davalı N vekili ve davalı ( k.davacı ) S vekili temyiz etmiştir.</p>
<p>Yapılan yargılamaya, dosya kapsamına, toplanan delillere göre; davalı N vekilinin ve davalı ( k.davacı ) S vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi, davacı ( k.davalı ) M vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>
<p>Davacıya ait 48 parsel sayılı taşınmazda krokide B harfi ile gösterilen binayı kadastrosu yapılmış parselde inşa eden ve ondan satın alan davalı N'nun iyi niyetli olmadığı sabittir ve bu husus mahkemenin de kabulündedir. Bu durumda elatmanın önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. <strong>Ancak mahkemece, davacının kalini istediği binayı muhik bir bedel ödeyerek temellük etmek istemediğini beyan etmesi nedeniyle kal talebinin reddine karar verilmiş, gerekçede kal isteği reddedildiğinden yapının yıktırılmasında aşırı bir zarar olup olmayacağı hususunun araştırılmadığı da yazılmıştır. Kal isteminin reddi için binanın ( yapının ) değerinin açıkça arsanın kıymetinden fazla olması ve kalin aşırı zarar doğurması gerekmektedir. Açık farktan maksatı iki değer arasında ilk bakışta herkesin hemen gözüne çarpacak bir dengesizliğin bulunması, başka bir anlatımla, değerler arasında aşırı bir orantısızlık olduğu kanaatinin uyanması demektir. Oysa, davalı N'ye ait B harfli binanın bilirkişi raporuna göre 100 metrekaresinin 2.sınıf basit tek konut niteliğinde olduğu, 27 metrekarelik kısmının ise çok basit bina olduğu, toplam bina değerinin 1.954.043.280 Tl. olup, kapladığı arsanın da 920.750.000 Tl. değerinde bulunduğu, bu durumda yukarıda açıklandığı gibi yapının değerinin arsadan çok fazla olmadığı yani iki değer arasında açık fark bulunmadığı görülmekle birlikte, davacı vekilinin beyanı, binanın değeri itibariyle yıkımın aşırı zarar doğurmasının sözkonusu olmayacağı ve binanın belirtilen niteliği itibariyle korunmaya değer bir yapı özelliğinde de bulunmadığı dosya kapsamı ile anlaşılmıştır.</strong> O halde açıklanan bu nedenlerle, davacının bu binaya yönelik yıkım isteminin de kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.</p>
<p>Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>
<p>1- Davalı N vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,</p>
<p>2- DAVALI ( K.davacı ) S vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,</p>
<p>3- Davacı M vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 7.7.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Paydaşlara Karşı El Atmanın Önlenmesi Davası Açılması</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/paydaslara-karsi-el-atmanin-onlenmesi-davasi-acilmasi</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/paydaslara-karsi-el-atmanin-onlenmesi-davasi-acilmasi</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>Paydaşlara karşı el atmanın önlenmesi davası açılabilmesi için gerekli iki şart vardır.</p>
<ol>
<li>Taşınmaz, paydaşlar arasında fiili kullanıma göre bölünmesi halinde kendi tarafına müdahale eden paydaşa karşı açılabilir.</li>
<li>Eğer taşınmaz, paydaşlar arasında fiili olarak bölünmemişse, bu durumda davayı açan paydaşın taşınmazda hiç bir yer kullanamaması gereklidir.</li>
</ol>
<p>Aksi halde açılacak dava reddedilecektir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yargıtay 14.Hukuk Dairesi 2010/ 2415 E., 2010 / 3156 K. ve 23.03.2010 Tarihli Kararı</strong></p>
<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>
<p>Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 26.11.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.05.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</p>
<p>K A R A R</p>
<p>Davacı, maliki olduğu 6084 parsel sayılı taşınmazdaki 386/41807 payını davalıya sattığını, davalının satın aldığı yerden daha fazla yer kullanarak kendisine ait yerlere tecavüz ettiğini belirterek elatmanın önlenmesi ve kal istemiştir.</p>
<p>Mahkemece davalının payına isabet eden miktarı aşarak tecavüz ettiği 141,51 metrekare yere müdahalenin menine ve bu kısma yapılan muhdesatın kal'ine karar verilmiş, davalı hükmü temyize getirmiştir.</p>
<p>Paylı ya da elbirliği mülkiyetine konu taşınmazlarda, yaralanma hakkı engellenen paydaşın kullanımını engelleyen diğer paydaşlara karşı el atmanın önlenmesi davası açma hakkı vardır.</p>
<p>Davanın dinlenebilmesi için, paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir miktar yer olmamalıdır.</p>
<p>Ayrıca, tüm paydaşlar arasında yapılmış özel parselasyon veya harici bir paylaşım sözleşmesinin bulunması buna göre de fiili kullanım durumunun oluşması halinde de kayıtta paylı, ancak fiilen bağımsız bu oluşumun resmi nitelik kazanana kadar korunması gereklidir. Bu, “ahde vefa” kuralının yanında T.M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.</p>
<p>Açıklanan nedenlerle, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planına göre fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı saptanmalı, varsa uyuşmazlık benimsenen fiili kullanım durumuna göre çözümlenmelidir. Yoksa davacının payına karşılık yer kullanıp kullanmadığı araştırılarak sonuca gidilmelidir.</p>
<p>Somut olayda;</p>
<p>Dava konusu 6084 parsel sayılı taşınmazda davacının 4370/44928 payının, davalının da 386/41807 payının olduğu anlaşılmaktadır. Dosya içeriğinden davacının taşınmazda herhangi bir yer kullanıp kullanmadığı tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu durumda yukarıda yapılan genel açıklamalar doğrultusunda gerekli inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekir iken eksik inceleme hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.</p>
<p>SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 23.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p>
<p> </p>
<p>TAG; paydaşlara karşı el atmanın önlenmesi</p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>HAGB Memuriyete Engel Değildir</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/hagb-memuriyete-engel-degildir</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/hagb-memuriyete-engel-degildir</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>ÖZET: Her ne kadar dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle, bahsedilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ( HAGB ) dair hüküm tesis edilmemiş ve işlemin tesis edildiği aşamada bu anlamda bir hukuka aykırılık bulunmamakta ise de; ceza kanunu yönünden lehe olan hükmün uygulanması kapsamında verilen yeni kararla birlikte ortaya çıkan ve yukarıda özetlenen yeni hukuki durum karşısında, dava konusu işlemin dayanağının hukuken ortadan kalktığı ve işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı hale geldiği sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.</p>
<p>TÜRK MİLLETİ ADINA</p>
<p>Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince davacının duruşma isteği yerinde görülmeyerek dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden işin gereği düşünüldü:</p>
<p>Dava, polis memuru olan davacının, 657 sayılı Yasanın 48/A-5 ve 98. maddeleri uyarınca memuriyetine son verilmesine ilişkin 7.12.2005 tarihli işlemin iptali ve parasal hakkının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.</p>
<p>Ankara 9. İdare Mahkemesinin 15.2.2007 tarih, E:2005/2571, K:2007/193 sayılı kararıyla; davacının dolandırıcılık suçu nedeniyle hakkında verilen ertelenmiş olan 8 ay 20 gün mahkumiyet kararının Yargıtay 6. Ceza Dairesince onanarak kesinleştiği, davacının memuriyete alınma şartlarından birisini kaybettiği, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Davacı, mahkeme kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürmekte, İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.</p>
<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanununun fiil tarihi itibariyle yürürlükte olan 48. maddesinde, Devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak şartlar arasında; taksirli suçlar ve aşağıda sayılan suçlar dışında tecil edilmiş hükümler hariç olmak üzere ağır hapis veya 6 aydan fazla hapis veyahut affa uğramış olsalar bile devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihaleye ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından dolayı mahkum olmamak şartına yer verilmiş; aynı Yasanın 98/b maddesinde, memurluğun sona ermesi nedenlerinden olarak memurluğa alınma şartlarından her hangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurluk sırasında bu şartlardan her hangi birinin kaybedilmesi hali de düzenlenmiştir.</p>
<p>Dosyanın incelenmesinden, İnterpol Daire Başkanlığı emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken dolandırıcılık suçu nedeniyle Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde hakkında yapılan yargılama sonucunda dolandırıcılık suçundan 8 ya 20 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırıldığı ve cezanın ertelenmesine karar verildiği, bu hükmün Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 21.10.2002 günlü ilamı ile onanarak kesinleştiğinin kararda yer alan 28.10.2005 günlü kesinleşme şerhinden anlaşılması üzerine 7.12.2005 günlü işlemle davacının memuriyetine son verildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Daha sonra ceza kanunlarında yapılan değişik üzerine Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince dava dosyası yeniden ele alınmış ve mahkumiyet hükmünün yeni hükümlere uyarlanması amacıyla 21.3.2008 günlü ek kararla yeniden bir değerlendirme yapılmış ve yapılan bu değerlendirmede davacının durumunun Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi kapsamında olduğu ve anılan maddede aranılan koşulların gerçekleşmiş olduğu sonucuna ulaşılarak sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir.</p>
<p>Uyuşmazlıkta, davacı hakkında Caza Mahkemesi tarafından Türk Ceza Kanununun 7. maddesi ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98 ve 101. madde hükümleri uyarınca lehe olan Kanun hükmünün uygulanması amacıyla yapılan uyarlama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının memur hukuku açısından 657 sayılı Yasanın 98/b maddesi bağlamında doğuracağı sonuçların ortaya konulması gerekmektedir.</p>
<p>5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Zaman bakımından uygulama başlıklı 7. maddesinde, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacağı, işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimsenin cezalandırılmayacağı ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamayacağı, böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazın ve kanuni neticelerin kendiliğinden kalkacağı belirtilmiş; suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümlerinin farklı olması durumunda ise, failin lehine olan kanun hükmünün uygulanıp infaz olunacağı kurala bağlanmıştır.</p>
<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması başlıklı 231. maddesine 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa ile eklenen ve 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Yasa ile değişik 5. fıkrada Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilebilir. ...Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder. düzenlemesi yer almıştır.</p>
<p>Bakılan davanın konusunu oluşturan göreve son işleminin dayanağının Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 8.6.2000 tarih, E: 1999/281, K:2000/158 sayılı mahkumiyet kararı olması nedeniyle söz konusu kararın hukuki varlığını ve geçerliliğini sürdürmesi önem arzetmektedir.</p>
<p>Davacının görevine son verilmesi işleminin hukuka uygunluğunun denetlendiği yargılama sürecinde ortaya çıkan ve uyuşmazlığın esasına etki edebilecek nitelikte bulunan durumların resen göz önüne alınacağı tartışmasızdır.</p>
<p>Uyuşmazlık bu açıdan değerlendirildiğinde; davacı hakkında mahkumiyet kararını veren Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmede; davacının durumunun Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi kapsamında olduğu ve bu maddede aranılan koşulların gerçekleşmiş olduğu sonucuna ulaşılarak sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) hükmedilmesi karşısında, hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmayacağının da anılan maddede açıkça belirtilmiş olması nedeniyle davacının memuriyetine engel bir mahkumiyet hükmünün bulunduğundan söz etme olanağı kalmamıştır.</p>
<p>Devlet memurlarının 657 sayılı Yasanın 98/b maddesi uyarınca görevlerine son verilmesi işleminin sebep unsurunu 48. maddede sayılan ve memuriyete engel kabul edilen bir suçtan mahkumiyet ve bu mahkumiyete ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı oluşturmaktadır.</p>
<p>Her ne kadar dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle, bahsedilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ( HAGB ) dair hüküm tesis edilmemiş ve işlemin tesis edildiği aşamada bu anlamda bir hukuka aykırılık bulunmamakta ise de; ceza kanunu yönünden lehe olan hükmün uygulanması kapsamında verilen yeni kararla birlikte ortaya çıkan ve yukarıda özetlenen yeni hukuki durum karşısında, dava konusu işlemin dayanağının hukuken ortadan kalktığı ve işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı hale geldiği sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Bu durumda davacının memuriyetine engel olacak nitelikte bir suçtan mahkum olduğundan söz edilemeyeceğinden, dava konusu göreve son işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında bu aşamada ve bu nedenle hukuki isabet görülmemiştir.</p>
<p>Bunun yanı sıra idarelerin hukuka aykırı işlemlerinden kaynaklanan zararları tazmin etmeleri Anayasanın 125. maddesi uyarınca zorunda olmakla birlikte; Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 8.6.2000 tarih, E: 1999/281, K:2000/158 sayılı mahkumiyet kararının kesinleşmesi üzerine tesis edilen dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle hukuka uygun olduğu, ceza yasalarında yapılan değişiklik üzerine lehe hükmün uygulanması kapsamında Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.3.2008 tarihli ek karar dolayısıyla ortaya çıkan yeni hukuki durum nedeniyle göreve son işleminin dayanaksız kaldığı, dolayısıyla davacının açıkta geçirdiği sürelere ilişkin olarak idarenin tazminat sorumluluğunu gerektirecek bir durumun bulunmadığı da açıktır.</p>
<p>Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Ankara 9. İdare Mahkemesince verilen 15.2.2007 tarih, E:2005/2571, K:2007/193 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca <strong>BOZULMASINA...</strong></p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Tedbir Nafakası İcra Takibi</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/tedbir-nafakasi-icra-takibi</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/tedbir-nafakasi-icra-takibi</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>Tedbir Nafakası İcra Takibine konu edilirken genelde mahkeme kararı olması gerekçesi ile ilamlı icra takibi yapılmaktadır. Ancak ara karar ile verilen tedbir nafakasının ilamlı icraya konu edilebilmesi mümkün olmamakla beraber eğer yerel mahkeme tarafından nihai kararda tedbir nafakasına ilişkin hüküm verilmiş ise artık bu karar ilamlı icraya konu edilebilir.</p>
<p>Diğer bir ifade ile tedbir nafakası icra takibine konu edilirken eğer ara kararla verilen nafaka söz konusu isi ilamsız icra takibi, nihai karar ile verilen nafaka söz konusu ise ilamlı icra takibi yapılabilecektir.</p>
<p>Nitekim aşağıda yer alan Yargıtay kararında da ara karar ile verilen tedbir nafakasının ilamlı icraya konu edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 2018/ 6085 E., 2019 / 4240 K. ve 13.03.2019 tarihli kararında</strong></p>
<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>
<p>Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ilamlı icra yoluyla takipte, borçlunun; sair şikayetleri yanında, takip dayanağının ... 3. Aile Mahkemesinin 2015/273 Esas sayılı dosyasından 17.12.2015 tarihli ara kararı olduğu, ancak anılan kararın ilamlı icra takibine konu edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; şikayetin reddine hükmolunduğu görülmektedir.</p>
<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294/1. Maddesinde; “...Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür...” hükmüne, 301/2. maddesinde de; “Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır.” hükmüne yer verilmiştir.</p>
<p>Öte yandan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38. maddesinde ise, ilam mahiyetini haiz belgeler “Mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller ve para borç ikrarına havi resen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler” olarak sayılmış olup bu hükümde mahkeme ara kararlarının ilam niteliğinde olduğu belirtilmemiştir.</p>
<p>Buna göre; tedbir nafakasına ilişkin ara karar ilam olmadığı gibi, ilam mahiyetini haiz belgelerden de değildir. Dolayısıyla ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olmadığından ilamlı takip konusu yapılamaz. Ancak ara kararlar, İİK'nun 68. maddesindeki belgelerden olduğundan ve kararın bütününü ihtiva ettiğinden genel haciz yolu ile takibe konulması mümkündür.</p>
<p>Somut olayda, takip dayanağı olarak; ... 3. Aile Mahkemesinin 2015/273 Esas sayılı dosyasında görülen boşanma davasının, müşterek çocuk ... için hükmolunan 2000,00 TL tedbir nafakası konulu ara kararının gösterildiği, işbu hükmün alacaklı tarafından ilamlı takibe konu edildiği ve icra müdürlüğünce de ilamlı takiplere dair örnek 4-5 icra emrinin borçluya tebliğe gönderildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong>O halde mahkemece, takip tarihindeki durum ve dayanak belge nazara alınarak, ara karara dayalı olarak ilamların icrası yolu ile takip başlatılmayacağı ve icra emri gönderilemeyeceği yönündeki borçlu şikayetinin kabulü ile, icra emrinin iptaline karar verilmesi yerine, yazılı gerekçeyle reddi yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.</strong></p>
<p>SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/03/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>SGK'ya Bildirilen Maaşın Düşürülmesi</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/sgkya-bildirilen-maasin-dusurulmesi</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/sgkya-bildirilen-maasin-dusurulmesi</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>SGK'ya bildirilen maaşın düşürülmesi, çoğu zaman işverenlerin prim yükünü azaltmak için kullandığı bir yöntemdir. Ancak yapılan bu işlem, hem işçinin emeklilikte aldığı maaşını etkileyecek hem de SGK'nu zarara uğratacaktır.</p>
<p>Bu durumda işçi tarafından işveren aleyhine çalışması devam ederken yada işten çıktıktan sonra geriye yönelik SGK' ya bildirilen maaşın düşürülmesi ileri sürülerek dava açılabilir. Açılan bu dava prime esas kazancın tespiti davası olup, bu tür davalarda Yargıtay kararları uyarınca yazılı delil ile ispat zorunluluğu vardır.</p>
<p>SGK'ya bildirilen maaşın düşürülmesi halinde de işçi, salt önceki dönemde daha yüksek maaş bildirimi yapıldığını ileri sürerek, sonraki dönem için aldığı maaş bildirimlerini düzeltebilir.</p>
<p>Nitekim aşağıda yer alan Yargıtay kararında da işçinin SGK'ya bildirilen maaşın düşürülmesi halinde mahkemece, bildirilen miktarın asgari ücrete oranını esas alınıp, düşük bildirilen sonraki dönemlerin de bu miktarla uyumlu olacak şekilde tespit edilmesi gereklidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yargıtay 21.Hukuk Dairesi 2018/ 6408 E., 2019 / 7144 K. ve 25.11.2019 Tarihli Kararında</strong></p>
<p>Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının ve prime esas kazancının eksik gösterildiğinden gerçek ücretinin tespitine karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.</p>
<p>Hükmün, fer'i müdahil Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.</p>
<p>KARAR</p>
<p>Davacı, davalı işveren nezdinde 28.05.2003 ile 01.02.2009 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığı halde , 22.10.2007 ile 27.05.2008 tarihleri arasında geçen hizmetinin kuruma bildirilmediğini ve 28.05.2003-01.02.2009 tarihleri arasında prime esas kazancının düşük gösterildiğini belirterek, eksik bildirilen hizmetinin ve prime esas kazancının tespitini talep etmiştir.</p>
<p>Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>
<p>Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işyerinde genel müdür/yurt dışı yatırımlarından sorumlu müdür olarak çalıştığını beyan eden davacı adına davalı işyerinden 28.05.2003-22.10.2007 ve 27.05.2008-01.02.2009 tarihleri arasında hizmet bildiriminde bulunulduğu, hizmet cetvelinde prime esas kazanç miktarının 2007 yılı 9.ayına kadar 1.000,00 TL olarak asgari ücretin üzerinde , bu tarihten sonra ise asgari ücret miktarında bildirildiğinin görüldüğü, ücret bordrolarının dosyada bulunmadığı, emsal ücret araştırması yapıldığı,tanıkların dinlendiği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Dairemizin 16.11.2015 günlü 2015/616 Esas, 2015/20249 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonrası davanın kabulüne karar verilmiştir, Ancak bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir.</p>
<p>Hizmet tespitine yönelik davalarda davacı işçinin çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliği dikkate alınarak, ücretinin ve davalı Sosyal Güvenlik Kurumuna davalı işveren tarafından ödenen ve ödenmesi gereken primlerin miktarının belirlenebilmesi amacıyla prime esas kazancın tespitinde, gerçek ücretin esas alınması koşuldur.</p>
<p>Tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmak kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür.</p>
<p>Davacının, bir dönem çalışmasının kuruma işveren tarafından asgari ücretin yaklaşık 2 katı (1.000 TL) prime esas kazanç miktarı üzerinden bildirildiği,dosyada davacının iddia ettiği şekilde en son 5.500 TL prime esas kazançla çalıştığını ispatlayacak yazılı delil bulunmadığı görülmektedir. Kredi almak için bankaya verilen belge yazılı delil başlangıcı kabul edilemeyeceğinden sadece tanık beyanları veya emsal ücret araştırması yapılarak sonuca gidilmesi hukuka uygun değildir.</p>
<p>Davacının 22.10.2007 ile 27.05.2008 tarihleri arasında Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitine ilişkin olarak mahkemece yapılan araştırma yeterli ve kurulan hüküm doğru bulunmuştur. Ancak, sigorta primine esas kazanç tutarı konusunda, yukarıda belirtilen yönteme uygun irdeleme ve değerlendirme yapılmaksızın, tanık anlatımları ile emsal ücret araştırmasına dayanılarak istemin kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>
<p>Yapılacak iş, davacının 2007/9 ayına kadar kuruma asgari ücretin üzerinde bildirilen prime esas kazanç miktarı olan 1.000 TL’nin gerçek ücretini yansıttığı kabul edilerek, bu miktarın asgari ücrete oranını esas alıp, bundan sonraki dönemleri de bu miktarla uyumlu olacak şekilde tespit ederek karar vermektir.</p>
<p>O halde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.</p>
<p>SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Senette Faiz Kaydı</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/senette-faiz-kaydi</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/senette-faiz-kaydi</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>Senette faiz kaydı mümkün olmakla beraber ayrı bir sözleşme ile de faizin taraflar arasında belirlenmesi mümkündür. Ancak sözleşme ile faizin kararlaştırılması halinde atıf yapılacak senedin tanzim tarihi, vade tarihi ve miktarının açıkça sözleşmede yazması gerekmektedir. Aksi halde sözleşmedeki faiz kaydının senede ait olup olmadığının belirlenmesi mümkün olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2018/178 E., 2019/7125 K. ve 30.04.2019 tarihli kararında;</strong></p>
<p>Alacaklı tarafından bonolara dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, borçluların icra mahkemesine başvurularında; takibe konu bonolarda herhangi bir faiz oranı belirtilmemesine karşın alacağın %39,24 oranında faizi ile tahsilinin talep edildiğini belirterek takipten sonra işleyecek faiz oranına itiraz ettikleri, ... 17. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.03.2017 tarih ve 2016/64 E.-2017/317 K. sayılı ilamı ile talep edilen alacak ile toplam alacağın uyumlu olması nedeniyle davanın reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararına karşı borçlular tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2017 tarih ve 2017/1358 E.-2017/1623 K. sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda taraflar arasında düzenlenen sözleşmede kararlaştırılan faiz oranının baz alındığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.</p>
<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 7. maddesinde; "Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76'ncı, faize ilişkin 88'inci, temerrüt faizine ilişkin 120'nci ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138'inci maddesi, görülmekte olan davalarda da uygulanır" şeklinde düzenleme getirilmiştir. İcra takibi de dava gibi düşünüleceğinden, 6098 sayılı TBK'nun anılan hükümlerinin henüz sonuçlanmamış icra takiplerinde de uygulanması gerekir (HGK'nun 12.09.2012 tarih ve 2012/19-314 E-2012/557 K. sayılı kararı). Bununla birlikte TTK'nun 8. maddesine göre, ticari işlerde temerrüt faiz oranı serbestçe belirlenebileceğinden, TBK'nun 88. ve 120. maddelerinde akdi faiz ve temerrüt faizi ile ilgili sınırlamaların, ticari işler bakımından uygulanabilirliği bulunmamakta ise de, anılan hükümlerde getirilen kısıtlamaların, ticari nitelik taşımayan işler bakımından uygulanması zorunludur.</p>
<p>6102 sayılı TTK’nun 3. maddesi; “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 19/2. maddesinde ise; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Diğer taraftan, faiz oranı konusunda, alacaklı ile borçlu arasında yapılmış olan bono dışındaki sözleşmelerde öngörülen ve bono nedeniyle alınacak faizi belirleyen akdi faiz tarafları bağlar. 3095 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre de, sözleşme ile yasal faizin aksinin kararlaştırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede öngörülen faiz oranının uygulanabilmesi için ise, sözleşmede takip dayanağı bonoya açık atıf yapılmış olması, bir diğer ifade ile bono bedeli hakkında sözleşmede kararlaştırılan faizin uygulanacağının, bononun vade ve tanzim tarihleri ile miktarı belirtilmek suretiyle açıklanması şarttır.</p>
<p><strong>Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen ve bilirkişi raporunda da faiz oranlarının kararlaştırıldığı belirtilen sözleşmede takip dayanağı bonolara herhangi bir atıf bulunmadığından anılan sözleşmelerde öngörülen faiz oranının takip dayanağı bonolar için uygulanması mümkün değildir. Takip dayanağı bonolar, kambiyo senedi vasfında olduğuna göre, alacağa 3095 Sayılı Kanun'un 2/2. maddesinde öngörülen ticari işlerdeki temerrüt faiz olan avans faizi oranının uygulanması gerekir.</strong></p>
<p>O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, işleyecek faiz oranının, 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi doğrultusunda avans faiz oranı olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, sözleşmede belirtilen faiz oranının uygulandığından bahisle istinaf başvurusunun esastan reddi yönünde hüküm tesisis isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.</p>
<p>SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2017 tarih ve 2017/1358 E.-1623 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... 7. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.03.2017 tarih ve 2016/64 E.,2017/317 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 30/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p>
<p> </p>
<p>TAG; Senette faiz kaydı</p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Emekli Maaşından Kesinti Yapılamaz</title>
			<link>https://sozhukukdanismanlik.com/emekli-maasindan-kesinti-yapilamaz</link>
			<guid isPermaLink="true">https://sozhukukdanismanlik.com/emekli-maasindan-kesinti-yapilamaz</guid>
			<description><![CDATA[<p><img data-src="https://sozhukukdanismanlik.com//images/Blog/yuksek-mahkeme.jpg" alt="" width="800" height="490" loading="lazy" class="lazyload" /></p><p>Emekli Maaşından Kesinti yapan bankalar, genelde bazı tüketici kredilerinde, kişilerin kendi emekli maaşlarının tamamını teminat olarak göstermesi sebebiyle yapmaktadır. Bu durumda kredi kartı yada kredinin ödenmemesi üzerine banka tarafından kişilerin emekli maaşları bloke edilerek emekli maaşından kesinti yapmaktadır.</p>
<p>Daha önce verilmiş olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının aksine içtihat değişikliğine gidilmiş ve yeni tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile artık emekli maaşı, alınan krediye teminat olarak gösterilse bile gösterilen bu teminatın geçersiz olacağına hükmetmiştir. Böylelikle emekli maaşından kesinti yapan bankaların yapılan kesintileri iade etmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>
<p> </p>
<p><em><strong>Emekli Maaşı Teminat Olarak Gösterilse Bile Banka Tarafından Emekli Maaşından Kesinti Yapılamaz. Daha Önce Yapılmış Olan Emekli Maaşından Kesinti 'lerin İadesi Gerekir</strong></em></p>
<p><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/ 19-365 E., 2021 / 1661 K. ve 14.12.2021 tarihli kararında;</strong></p>
<p>1. Taraflar arasındaki “emekli maaşından yapılan kesintilerin iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>
<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>
<p>KARAR: I. YARGILAMA SÜRECİ</p>
<p>Davacı İstemi:</p>
<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Garanti Bankası Karşıyaka Şubesi nezdinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) maaş müşterisi olduğunu, aynı zamanda davalı bankaya ait iki adet kredi kartı ile dört adet tüketici kredisi ve bir adet kredili mevduat hesabı bulunduğunu, bu hesapların eksi bakiye vermesi nedeni ile davalı banka tarafından müvekkilinin Ekim 2013 tarihli 1.946,10TL ve Kasım 2013 tarihli 1.965,80TL'lik maaşlarının tamamına; Aralık 2013 tarihli maaşının 575,55TL'lik kısmına bloke konularak bu tutarların müvekkilinin davalı banka nezdinde kullanmış olduğu tüketici kredileri geri ödemeleri ile kredi kartı borçlarına mahsup edildiğini, müvekkili tarafından açılan ve İzmir 4. Tüketici Mahkemesi'nin 2013/1189 E., 2014/1807 K. sayılı dosyasında görülen davada, emekli maaşı üzerine konulan blokenin kaldırılması ve bloke konulan maaşların tarafına iadesini talep ettiğini, İzmir 4. Tüketici Mahkemesince davanın kabulü ile, banka tarafından emekli maaşına konulan blokenin kaldırılmasına ve dava tarihinden sonra davacının Aralık 2013 tarihli maaşından tahsil edilen 575,55TL'nin davalı bankadan tahsiline hükmedildiğini, kararın kesinleştiğini, blokenin kaldırılmasına rağmen müvekkiline ait Ekim ve Kasım 2013 dönemlerine ait maaşların müvekkiline iade edilmediğini, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (TKHK) 5. maddesi gereğince müvekkilinin emekli maaşı üzerine konulan blokenin haksız şart olduğunu, ayrıca 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 Sayılı Kanun) 93. maddesi uyarınca maaşı haczedilemeyeceğinden haksız olarak bloke edilen bu maaşların müvekkiline iadesi gerektiğini ileri sürerek Ekim 2013 tarihli 1946,10TL ve Kasım 2013 tarihli 1.965,80TL olmak üzere toplam 3.911,90TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>
<p>Davalı Cevabı:</p>
<p>5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın Garanti Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğüne karşı açılması gerektiği hâlde Karşıyaka Şubesi aleyhine açıldığını, bu nedenle davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, davacı ile imzalanan sözleşme uyarınca bankaya rehinli bulunan hesaptan takas mahsup işlemi yapıldığını, <strong>maaş haczi</strong> uygulanmadığını, bankanın alacaklarını takas ve mahsuba yetkili olduğunu, davacının bu durumu kayıtsız şartsız kabul ettiğini, bankanın yaptığı işlemin sözleşmeye uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>
<p>Mahkeme Kararı:</p>
<p>6. İzmir 5. Tüketici Mahkemesi'nin 02.06.2015 tarihli ve 2014/596 E., 2015/620 K. sayılı kararı ile; İzmir 4. Tüketici Mahkemesi'nin 2013/1189 E., 2014/1807 K. sayılı dosyasının incelenmesinde, davacının ...., davalının Garanti Bankası olduğu, davanın alacak davası olduğu, 01.10.2014 tarihli karar ile davanın kabulüne, davalı tarafından davacının emekli maaşı hesabı üzerine konulan blokenin kaldırılmasına, dava açıldıktan sonra davacının maaşından tahsil edilen 575,55TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiği, kararın kesinleştiği, bu dosyada alınan bilirkişi raporunda davacının banka nezdinde Ekim ve Kasım aylarında yatan maaşlarının tamamına bloke konularak bu tutarların kredi kartına ve tüketici kredisine mahsup edildiği tespitine yer verildiği, davacının davalı bankanın SGK maaş müşterisi olduğu, davacının kredi kartı ve kredi borçları nedeni ile bankanın davacının Ekim 2013 tarihli ve 1.946,10TL miktarlı ve Kasım 2013 tarihli ve 1965,80TL miktarlı maaşlarına bloke konulduğu, taraflar arasında imzalanan tüketici kredisi sözleşmesinin ilgili maddelerinde müşterinin adına ve hesabına gelecek havaleleri kendisine ihbarda bulunmadan bankaya karşı herhangi bir borcu olduğu takdirde havale tutarı üzerinde bankanın rehin hakkı ve mahsup yetkisi bulunduğunu kabul eder şeklinde düzenleme yapıldığı, sözleşmenin ve sözleşmenin ilgili maddesinde düzenlenen takas mahsup talimatının standart olup içeriğinin davacının haklarını iyi niyet kurallarına aykırı olarak zedelediği, davacı aleyhine dengesizlik oluşturduğu, sözleşme ve talimat içeriğinin müzakere edildiği hususunun davalı banka tarafından ispat edilemediği, TKHK'nın 5. maddesi uyarınca haksız şart olduğu, tüketicinin maaşına bloke konularak borcu için takas ve mahsup yapılamayacağı, ayrıca 5510 Sayılı Kanun'un 93. maddesi uyarınca maaşın haczedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüyle 3.911,90TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>
<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>
<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>
<p>8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 09.02.2017 tarihli ve 2016/117 E., 2017/947 K. sayılı kararı ile;</p>
<p>“…Dava, davacının bankadaki mevduat hesabından yapılan tahsilatın iadesi istemine ilişkindir. Davacının davalı bankaya kredi kartından ve tüketici kredilerinden doğan borcunun bulunduğu ve kredi borcunun kararlaştırılan şartlara uygun olarak süresinde ödenmediği, bankanın da alacağına mahsuben davacının bankada bulunan maaş hesabından Ekim 2013 ve Kasım 2013 aylarında kesinti yaptığı, hesap üzerine bloke koyduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmelerin takas ve hapis hakkının düzenlendiği maddelerde davacı bankaya bu yetkiyi tanımış, ayrıca talimat da vermiştir. Kredi teminatı olarak maaş hesabından kesinti yapılmasına yönelik davacı kredi borçlusu tarafından bankaya verilen talimatın ve böyle bir kesintiye rıza göstermesinin haksız şart olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Mahkemece bu sözleşme hükmünün haksız şart olarak kabul edilerek davanın kabul edilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle kararın davalı yararına bozulmasına, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>
<p>Direnme Kararı:</p>
<p>9. İzmir 5. Tüketici Mahkemesi'nin 12.09.2017 tarihli ve 2017/343 E., 2017/598 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>
<p>Direnme Kararının Temyizi:</p>
<p>10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>II. UYUŞMAZLIK</p>
<p>11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalı bankanın emekli maaşı müşterisi olduğu somut olayda, davacının aynı bankaya ait kredi kartı, tüketici kredisi, kredili mevduat hesabının eksi bakiye vermesi nedeniyle banka nezdindeki emekli maaşı hesabından virman/takas/mahsup suretiyle ödeme yapılmasının borçlu tüketici tarafından kabul edildiği düzenlemesini içeren sözleşme hükümlerinin geçerli ve tarafları bağlayıcı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>
<p>III. GEREKÇE</p>
<p>12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve ilkelerin açıklanması gerekir.</p>
<p>13. Gerek 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda (İİK) gerekse diğer kanunlarda cebri icraya ilişkin hükümlerin 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda (Anayasa) öngörülen temel hak ve ilkelere ilişkin düzenlemelere aykırı olmaması gerekir. Bu anlamda özellikle, hukuk devleti, hak arama özgürlüğü, sosyal devlet, adil yargılanma ve hukukî dinlenilme hakkı, eşitlik ilkesi, ölçülülük ilkesi, insan onuru, yaşam hakkının ve kişiliğin korunması, ailenin ve çocukların korunması ve mülkiyet hakkı gibi temel hak ve ilkelerin göz önünde bulundurulması gerekir. Zira Anayasa'nın 2. maddesinde Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralı olduğu ve Kanun'ların Anayasa'ya aykırı olamayacağı; 5. maddede de devletin amaç ve görevleri arasında kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu açıkça hükme bağlanmıştır (Topuz, Gökçen: 5510 Sayılı Kanunda Öngörülen Emekli Aylığının Haczedilmezliği Kuralı ve Bu Kuralın Anayasaya Uygunluğu Üzerine Düşünceler, AÜHFD., 65. cilt, 4. sayı, 2016, s. 3019).</p>
<p>14. Alacaklının, borçlunun mal varlığından tatmin edilmesi ilkesi takip hukukunda asıldır ve bu ilkenin sınırları da kanunla çizilmiştir. Bu bağlamda Kanun koyucu, gerek İİK gerekse bazı özel Kanun'larda haczedilemeyecek veya yalnızca bir bölümünün haczi mümkün birtakım mal ve haklar öngörmüştür. Amaç, borçlu ve ailesinin mutlak yoksulluğa düşürülerek ekonomik varlığını kaybedip, Devlet yardımına muhtaç hâle getirilmesine engel olmaktır (Kuru, Baki.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, 2.b., İstanbul 2016, s. 186).</p>
<p>15. Takip hukukunda sorumluluk kural olarak şahsi emeğe değil mala yöneliktir. Dolayısıyla borçlu iktisadi ve sosyal açıdan varlığını sürdürebilmek için şahsi emeğini ortaya koyarak bir gelir elde etmişse bunun üzerine borcun tamamı kadar haciz koymak Anayasa'nın 17. maddesindeki “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” düzenlemesine aykırılık teşkil edecektir (Yavaş, Murat: Maaş ve Ücret Haczi, TBB Dergisi, Sayı 84, 2009, s. 94).</p>
<p>16. Bu anlamda Kanun koyucu birtakım mal ve hakların haczedilemeyeceğini kararlaştırmıştır.</p>
<p>17. İcra ve İflas Kanunu bu konuda kısmen veya tamamen haczedilemezliğe ilişkin bir ayrıma gitmiş ve kısmen haczedilemeyen mal ve hakları 83. maddede;</p>
<p>“Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilâma müstenid olmayan nafakalar, tekaüd maaşları, sigortalar veya tekaüd sandıkları tarafından tahsis edilen iradlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir.</p>
<p>Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez.” şeklinde düzenlemiştir.</p>
<p>18. Kanun'un “Önceden yapılan anlaşmalar” başlıklı 83/a maddesi hükmüne göre ise “82 ve 83. maddelerde yazılı mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir.” Önceden feragatin geçersizliğinin nedeni, borçlunun hacizden önceki bir dönemde böyle bir anlaşmanın sonuçlarını ve hacze gelindiğinde kendisine yükleyeceği yükün ağırlığını tahmin edemeyeceğinin varsayılmasıdır. Bu hâlde, borçluyu bizzat kendisine karşı koruma gereği vardır (Kılıçoğlu, Evren: İcra Sözleşmeleri, İstanbul 2005, s. 130).</p>
<p>19. Bu maddeyle, borçlu ile alacaklının hacizden önceki dönemde aslında haczedilmemesi gereken mal veya hakkın haczedilebileceği konusunda yaptıkları sözleşmelerin geçerli olmayacağı düzenlenmiştir. Anılan düzenleme sadece icra takibinin kesinleşmesi sonrası bu yönde yapılan sözleşmeleri değil, icra takibi yapılmadığı durumlarda da sözleşmelere borçlunun haczi mümkün olmayan mal veya haklarına bloke konulması ve kesinti yapılması sonucunu doğuran<strong> muvafakat</strong>lerin de geçersiz olacağına ilişkin emredici bir hüküm niteliğindedir.</p>
<p>20. İcra ve İflas Kanunu'nun 82. maddesinde ise, tamamı haczedilemeyen mal ve haklar düzenlenmiş olup bu hükümdeki mal ve haklar borçlu ve ailesinin yoksul kılınıp sonuçta Devletin sosyal yardımına muhtaç bırakılmaması ve borçlunun ekonomik varlığını devam ettirebilmesi düşüncelerine dayanılarak haczedilemez olarak kabul edilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre “mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar” haczedilemez.</p>
<p>21. İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir [İİK, m. 82/ son (ek fıkra 02.07.2012 tarihli, 6352 Sayılı Kanun, m. 16)].</p>
<p>22. İcra ve İflas Kanunu'nun 82/1. maddesinde belirtilen özel Kanun'larında haczedilemeyeceğinin kararlaştırıldığı hak ve alacaklardan biri de 5510 Sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Buna göre sigortalılara ve hak sahiplerine bağlanan gelir, aylık ve ödeneklerin Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 88. maddeye göre tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez (5510 s. K., m. 93/1).</p>
<p>23. Anılan maddenin devamına 18.02.2009 tarihli ve 5838 Sayılı Kanun'un 32. maddesiyle; “Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir.” ibaresi eklenmiştir. Bu hüküm ile icra takibinin kesinleşmesi sonrasında takip alacaklısının borçlunun emekli maaşı üzerine haciz konulması talebinin kabul edilebilmesi, borçlunun muvafakati şartına bağlanmıştır. Borçlu hacze muvafakat etmez ise haciz talebi reddedilecektir.</p>
<p>24. Gelinen aşamada bu hükmün konuluş amacı irdelenmelidir.</p>
<p>25. İcra ve İflas Kanunu'nun 82. maddesine eklenen ve yukarıda 21. bentte bahsi geçen düzenleme öncesi dönemde; İİK'nın 79. maddesi hükmüne göre icra memurlarının haciz talebine konu mal veya hakkın haczinin mümkün olup olmadığını denetleme imkânı bulunmadığından SGK gelir, aylık ve ödenekleri de haczedilmekte, sonrasında takip borçlularının haczedilemezlik şikâyetleri icra mahkemeleri önüne taşınıp Kanun'un açık hükmü gereği emekli maaşları üzerine konulan haciz kaldırılmaktayken; gerek Kurum gerekse icra daireleri ve mahkemeleri nezdinde gereksiz iş yüküne neden olan bu duruma son vermek için 5510 Sayılı Kanun'un 93/ son düzenlemesi getirilmiştir. Söz konusu hüküm icra takibinin kesinleşmesinden sonraki aşamayla ilgili olup kıyas yoluyla takip ve haciz öncesi dönemdeki sözleşmelerle borçlunun emekli maaşına kredilerin ödenmesi amacıyla bloke konulmasına veya kesinti yapılmasına yönelik verdiği muvafakatlere uygulanamaz. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve 2017/ (13)3-1980 E., 2021/829 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.</p>
<p>26. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı, davalı bankanın SGK maaş müşterisi olup, davalı bankaya ait kredi kartı, tüketici kredisi ve kredili mevduat hesabı bulunmaktadır. Davacı, banka ile imzaladığı tüketici kredisi ve bankacılık hizmetleri sözleşmesi uyarınca, banka nezdinde aldığı emekli maaşından takas ve virman suretiyle tahsilat yapılmasına muvafakat etmiştir.</p>
<p>27. Davacının banka nezdindeki hesapların eksi bakiye vermesi üzerine davalı bankaca, sözleşmelerdeki bu düzenlemeden hareketle emekli maaşına bloke koyarak borcuna mahsup etmiştir. Ne var ki İİK'nın 83/a maddesi gereğince haczedilemezlikten önceden feragat geçersiz olup sözleşmelerin imzalanması sırasında takas ve mahsup yönünde verilen muvafakat da geçerli sayılmaz. Bu nedenle, direnme kararındaki bu yöne ilişkin kabul haklı ve yerindedir.</p>
<p>28. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, eldeki davada takip aşamasına geçilmemiş olduğundan İİK hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, uyuşmazlığın bu nedenle sözleşme ve tüketici hukuku hükümleri çerçevesinde çözümlenmesinin gerektiği, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde emekli maaşını garanti göstererek kredi kullanan ve bu suretle başka bankalara olan borçlarını kapatarak ekonomik fayda sağlayan ancak sonrasında borcunu ödemeyen tüketicinin maaşından kesinti yapılmasının hukuka uygun olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde kararlaştırılan takas ve mahsup düzenlemesinin haksız şart niteliği taşımadığı, aynı hususların Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2018 tarihli, 2017/13-2899 E., 2018/420 K. sayılı kararında da benimsendiği, bu nedenle Özel Daire kararının yerinde olduğu ve direnme kararının bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>
<p>29. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 04.12.2014 olduğu hâlde 12.05.2017 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.</p>
<p>30. Ne var ki, Özel Dairece miktar yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>
<p>SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;</p>
<p>Direnme kararı yerinde olup, davalı vekilinin miktara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 11. Hukuk dairesine gönderilmesine,</p>
<p>6217 Sayılı Kanun'un 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.12.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)</p>
<p>TAG; Emekli maaşından kesinti</p>]]></description>
			<category>Yüksek Mahkeme Kararları</category>
			<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:51:29 +0300</pubDate>
		</item>
	</channel>
</rss>
